|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye Ekonomisi İlk Çeyrekte %2,5 Büyüdü
|
|
|
TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre %2,5 büyüdü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise bir önceki çeyreğe göre %0,1 artış gösterdi.
Sektörel bazda incelendiğinde, en yüksek büyüme %9,5 ile bilgi ve iletişim faaliyetlerinde gerçekleşti. Bu sektörü %5,2 ile diğer hizmet faaliyetleri, %4,6 ile tarım sektörü ve %3,7 ile ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri izledi. Buna karşılık, sanayi sektörü %0,8 daraldı.
Cari fiyatlarla GSYH, bir önceki yılın aynı dönemine göre %35,7 artarak 16 trilyon 999 milyar 977 milyon TL’ye ulaştı. ABD doları bazında GSYH ise 389,6 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Harcama yöntemiyle hesaplanan verilere göre, hanehalkı nihai tüketim harcamaları %4,8, devletin nihai tüketim harcamaları %2,1 ve gayrisafi sabit sermaye oluşumu %3,0 arttı. Buna karşın, mal ve hizmet ihracatı %12,7, ithalat ise %2,0 azaldı.
Gelir tarafında ise işgücü ödemeleri %35,9 artış gösterirken, işgücü ödemelerinin Gayrisafi Katma Değer içindeki payı %42,7 seviyesinde sabit kaldı. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise %36,3’ten %35,8’e geriledi.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
KVKK’dan Mesai Takibinde Parmak İzi ve Yüz Tanıma Sistemlerine Kritik Sınırlama
|
|
|
Kişisel Verileri Koruma Kurulu (KVKK), 2 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/921 sayılı Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı ile mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Kurul, parmak izi, yüz tanıma, iris veya retina taraması gibi biyometrik tanıma sistemleriyle mesai takibinin, özel nitelikli kişisel veri işleme faaliyeti niteliğinde olduğunu vurguladı.
Kararda özellikle, çalışma sürelerinin takip edilmesine ilişkin mevzuatta hükümler bulunmasına rağmen, mesai takibinin biyometrik veriler kullanılarak yapılmasını açıkça öngören bir kanuni düzenleme bulunmadığı belirtildi. Bu nedenle biyometrik veri işleme faaliyetinin kanunda açıkça öngörülme şartına dayandırılamayacağı ifade edildi.
Kurul ayrıca, işçi-işveren ilişkisindeki güç dengesizliği nedeniyle çalışanlardan alınan açık rızanın tek başına yeterli bir hukuki dayanak oluşturmayabileceğini değerlendirdi. Karara göre, çalışanın açık rızası bulunsa dahi, mesai takibinde biyometrik veri kullanımının ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkeleri bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Özellikle, aynı amaca ulaşılmasını sağlayabilecek şifreli kart veya PIN tabanlı sistemler, RFID/NFC kartlar, imza föyleri ve benzeri daha az müdahaleci alternatif yöntemler mevcutken biyometrik veri kullanımının ölçülülük ilkesini karşılamayabileceği vurgulandı.
Bu kapsamda Kurul, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin, geçerli bir açık rıza bulunsa dahi KVKK’nın genel ilkelerine aykırılık oluşturabileceğine işaret ederek işverenlerin kullandıkları devam kontrol sistemlerini gözden geçirmeleri gerektiğini ortaya koydu.
KVKK, ilk kez bu kadar açık şekilde, mesai takibi için parmak izi ve yüz tanıma gibi biyometrik sistemler yerine kartlı geçiş, PIN, RFID/NFC kart veya imza föyü gibi alternatif yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, biyometrik devam kontrol sistemleri kullanan işverenler açısından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRK-İŞ: Açlık Sınırı 25 Bin TL’yi, Yoksulluk Sınırı 81 Bin TL’yi Aştı
|
|
|
TÜRK-İŞ’in Mayıs 2025 araştırmasına göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (açlık sınırı) 25.092 TL’ye yükseldi. Gıda harcamasıyla birlikte konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçları kapsayan yoksulluk sınırı ise 81.734 TL olarak hesaplandı.
Araştırmada, bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin 32.463 TL’ye ulaştığı belirtildi. Bu tutarın, mevcut asgari ücretin 10.359 TL üzerinde olduğu vurgulanarak, asgari ücretin çalışanların temel yaşam giderlerini karşılamaktan uzaklaştığı ifade edildi.
TÜRK-İŞ verilerine göre, dört kişilik bir ailenin gıda harcamasındaki artış Mayıs ayında bir önceki aya göre %4,40 oldu. On iki aylık mutfak enflasyonu %32,28, yıllık ortalama artış ise %47,62 olarak gerçekleşti.
Araştırma, yükselen yaşam maliyetleri ve satın alma gücündeki gerilemenin çalışanlar üzerindeki etkisinin devam ettiğine işaret ediyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Araştırma: Emeklilerin %89’u Geçinebilmek İçin Çalışmaya Devam Ediyor
|
|
|
Forum Enstitüsü tarafından hazırlanan “Türkiye’de Emekli Yoksulluğu Araştırması”, emeklilerin önemli bir bölümünün temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, emeklilerin %89’u emekli aylığıyla geçinemediği için çalışmak zorunda kaldığını belirtirken, %66,3’ü borçlu olduğunu ifade etti. Ayrıca katılımcıların %57’si beklenmedik harcamaları karşılayamadığını, %75,8’i ise maddi nedenlerle sosyal etkinliklere katılamadığını dile getirdi.
Araştırmaya katkı sunan Çalışma Ekonomisi Uzmanı Prof. Aziz Çelik, Türkiye’de “çalışan yoksulluğu” ve “emekli yoksulluğu” gibi yeni yoksulluk türlerinin ortaya çıktığını belirterek, sosyal güvenlik sisteminin yoksulluğu önleme işlevinin zayıfladığına dikkat çekti. Çelik’e göre, emeklilerin milli gelirden aldığı payın yıllar içinde önemli ölçüde azalması emekli yoksulluğunun temel nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Emekli örgütleri ise mevcut emekli aylıkları ve bayram ikramiyelerinin temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığını vurgularken, emeklilerin büyük bölümünün bayram harcamalarını dahi karşılamakta zorlandığını ifade ediyor.
Derin Yoksulluk Ağı tarafından yapılan değerlendirmelerde de yaşlılık döneminin giderek daha fazla kişi için ekonomik ve sosyal zorluklarla mücadele edilen bir sürece dönüştüğü belirtiliyor. Uzmanlar, emekli aylıklarının yaşam maliyetleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi, sosyal konut ve bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi ile ücretsiz kamu hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguluyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Consulta: Ücret, Yan Hak ve Bordro Uygulamalarında Vergi Danışmanlığı
|
|
|
Ücretlendirme süreçlerinin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi, işverenlerin mali risklerini azaltırken çalışanlara yönelik uygulamaların da doğru şekilde yönetilmesini sağlar. Consulta, ücret gelirlerinin vergilendirilmesi, bordro uygulamaları ve yan hakların vergisel etkileri konusunda şirketlere danışmanlık desteği sunmaktadır. Hizmet kapsamında;
-
Ücret gelirlerinin vergisel açıdan değerlendirilmesi,
-
Gelir vergisi ve damga vergisi uygulamalarının kontrolü,
-
Ücret ve yan hak bileşenlerinin mevzuata uygun yapılandırılması,
-
Bordro süreçlerindeki vergi risklerinin analiz edilmesi,
-
İstisna ve muafiyet uygulamalarının değerlendirilmesi,
-
Ayni yardımlar ve ek menfaatlerin vergisel etkilerinin incelenmesi,
-
Vergi incelemelerine hazırlık çalışmalarının yürütülmesi,
-
Raporlama ve danışmanlık hizmetlerinin sunulması konularında destek verilmektedir.
Consulta, ücret ve bordro süreçlerinin vergi mevzuatına uygun şekilde yapılandırılmasına katkı sağlayarak şirketlerin mali ve operasyonel risklerini azaltmasına yardımcı olur.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Uluslararası Adalet Divanı: Grev Hakkı Sendika Özgürlüğünün Bir Parçasıdır
|
|
|
21 Mayıs 2026 tarihinde Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunması Sözleşmesi kapsamında grev hakkına ilişkin danışma görüşünü açıkladı. Mahkeme, 10’a karşı 4 oyla grev hakkının çalışanlar ve sendikaları açısından 87 No’lu Sözleşme tarafından korunduğu sonucuna ulaştı.
-
Grev hakkının, sendika özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Mahkemeye göre grev, çalışanların çıkarlarını korumak ve çalışma koşullarını iyileştirmek için kullandıkları temel araçlardan biridir.
-
UAD, 87 No’lu Sözleşme’nin amacı ve ruhu dikkate alındığında, sendika özgürlüğünün korunmasının grev hakkının korunmasını da içerdiğini belirtti.
-
Mahkeme, ILO denetim organlarının uzun yıllardır benimsediği yorumun ve sözleşmeye taraf devletlerin büyük çoğunluğunun uygulamalarının da bu görüşü desteklediğini ifade etti.
-
Kararda ayrıca, birçok bölgesel insan hakları sözleşmesi ve bu sözleşmeler kapsamında verilen yargı kararlarının da grev hakkı ile sendika özgürlüğü arasındaki güçlü bağı doğruladığı belirtildi.
-
Bununla birlikte Mahkeme, kararının grev hakkının kapsamı, sınırları veya kullanım koşulları hakkında bir değerlendirme içermediğini, yalnızca bu hakkın 87 No’lu Sözleşme kapsamında korunduğunu ortaya koyduğunu vurguladı.
Bu görüş, uluslararası çalışma hukukunda uzun süredir devam eden tartışmalara önemli ölçüde açıklık getirirken, grev hakkının sendika özgürlüğünün temel unsurlarından biri olduğu yönündeki yaklaşımı da güçlendirmiş oldu.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İspanya: Çalışan Şikâyetleri de Misillemeye Karşı Koruma Kapsamında Değerlendirilebilir
|
|
|
İspanya’da verilen yeni bir yargı kararı, çalışanların işverene ilettiği resmi olmayan şikâyetlerin de misillemeye karşı koruma kapsamında değerlendirilebileceğini ortaya koydu. Geleneksel yaklaşımda, çalışanların bu korumadan yararlanabilmesi için işverene karşı dava açmış veya resmi bir hukuki süreç başlatmış olması aranırken, son kararlarla bu yorum genişletilmeye başlandı.
Asturias Yüksek Adalet Mahkemesi’nin 17 Şubat 2026 tarihli kararında, bir çalışanın fazla çalışma ücretlerinin ödenmesi ve tanınmasına ilişkin taleplerini e-posta ve WhatsApp mesajları aracılığıyla işverene iletmesinin ardından, işveren tarafından kısa süre içinde disiplin süreci başlatılarak işten çıkarılması incelendi. Mahkeme, çalışanın son talebinden yalnızca dört gün sonra disiplin sürecinin başlatılmış olmasını, işverenin çalışanın hak arama girişimlerine karşı misilleme yaptığı yönünde güçlü bir gösterge olarak değerlendirdi.
Mahkeme, işverenin işten çıkarmasının asıl amacının hak talebinde bulunan çalışanı işyerinden uzaklaştırmak olduğu sonucuna ulaşarak, çalışanın “tazminat güvencesi” kapsamında korunduğuna hükmetti. Böylece, dava açılmamış olsa dahi, çalışanın işverene yönelttiği hak taleplerinin ve şikâyetlerinin temel hak koruması kapsamında değerlendirilebileceği teyit edilmiş oldu.
Karar, işverenlerin yalnızca mahkeme veya resmi başvuru yoluyla iletilen talepleri değil, e-posta, mesajlaşma uygulamaları veya diğer gayri resmî kanallar üzerinden yapılan çalışan şikâyetlerini de dikkatle ele alması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle şikâyet ile disiplin işlemi veya fesih arasında yakın bir zaman ilişkisi bulunması halinde, işverenlerin misilleme iddialarıyla karşı karşıya kalabileceği vurgulanıyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Çalışanların %75’i Ulaşım Nedeniyle İşini veya Yaşam Yerini Değiştirmeyi Düşünüyor
|
|
|
Kariyer.net ve Volt Lines tarafından Nisan 2026’da 1.914 kişinin katılımıyla hazırlanan “Yolculuk Raporu”, işe gidiş-geliş süreçlerinin çalışan deneyimi, iş tercihleri ve iş gücü hareketliliği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.
-
Çalışanların yaklaşık %75’i, uzun işe gidiş-geliş süreleri nedeniyle iş değiştirmeyi veya taşınmayı değerlendirdiğini belirtti.
-
Bu sonuç, ulaşım deneyiminin çalışan bağlılığı ve iş gücü hareketliliği açısından stratejik bir unsur haline geldiğini gösteriyor.
-
Katılımcıların yaklaşık üçte biri, işe başlamadan önce yolculuk nedeniyle tükenmiş hissettiğini ifade etti.
-
Çalışanların %54’ü yolculuk sürelerinin büyük ölçüde sabit olduğunu belirtirken, yaklaşık her 5 çalışandan 1’i yolculuk sürelerindeki belirsizliğin süreci zorlaştırdığını dile getirdi.
-
Katılımcıların yaklaşık %90’ı, iş tekliflerini değerlendirirken ulaşım süresini önemli bir kriter olarak gördüğünü belirtti.
-
Çalışanların %36’sı, uzun yolculuk gerektiren iş fırsatlarını doğrudan değerlendirme dışı bıraktığını ifade etti.
Çalışanların Beklentileri
Araştırmaya göre çalışanlar, mevcut ulaşım koşullarını iyileştirmekten ziyade yolculuk sıklığını azaltacak uygulamaları tercih ediyor. En çok talep edilen uygulamalar:
-
Haftada 4 gün çalışma veya sıkıştırılmış çalışma modeli
-
Esnek mesai başlangıç saatleri
-
Ulaşım maliyetlerinin işveren tarafından karşılanması
Hibrit çalışanların;
Araştırma sonuçları, hibrit çalışma uygulamalarının çalışanların yolculuk yükünü azaltma beklentisini her zaman karşılamadığını ortaya koyuyor.
Ulaşımın Finansal Boyutu
Araştırma, ulaşım giderlerinin çalışan bütçeleri üzerinde önemli bir yük oluşturduğunu da gösteriyor.
-
Yaklaşık her 3 çalışandan 1’i, ulaşım harcamalarını aylık market alışverişi maliyetine eşdeğer görüyor.
-
Benzer orandaki katılımcılar, aynı bütçeyle dışarıda yemek yiyebileceklerini belirtiyor.
-
Çalışanların %20’si, aylık ulaşım giderlerinin bir hafta sonu tatili maliyetine denk geldiğini ifade ediyor.
Araştırma, işe gidiş-geliş süreçlerinin yalnızca bir ulaşım konusu olmadığını; çalışan bağlılığı, işveren markası, işe alım süreçleri, verimlilik ve çalışan refahı üzerinde doğrudan etkili bir faktör haline geldiğini ortaya koymaktadır. Özellikle uzun yolculuk süreleri, çalışanların iş değiştirme eğilimlerini artırırken, esnek ve alternatif çalışma modellerine yönelik beklentileri de güçlendirmektedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YASAL DÜZENLEMELER VE YARGI KARARLARI
|
|
|
|
|
|
İşçinin Görevini Yapmadığı İddiası İspatlanamayınca Fesih Geçersiz Sayıldı
|
|
|
Makina mühendisi olarak çalışan davacının iş sözleşmesi, işveren tarafından SGK’ya 49 kodu (işçinin görevlerini yapmamakta ısrar etmesi) ile bildirilerek feshedildi. İşveren, çalışanın yetkisini aşan davranışlarda bulunduğunu, şirket hiyerarşisini bozduğunu ve şirket kurucusuna uygunsuz e-postalar gönderdiğini ileri sürerken; çalışan ise savunmasının alınmadığını, yazılı fesih bildirimi yapılmadığını, çalışma süresi boyunca başarılı projelerde yer aldığını hatta 2023 yılında başarı ödülü aldığını ve feshin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek işe iade davası açtı.
İlk derece mahkemesi davayı reddetse de Bölge Adliye Mahkemesi işverenin fesih gerekçelerini yeterli şekilde ispatlayamadığına karar verdi. Mahkeme, 49 kodunun uygulanabilmesi için gerekli şartların oluşmadığını, işçiye yazılı fesih bildirimi yapılmadığını ve fesih nedenlerinin açık ve kesin şekilde ortaya konulamadığını belirledi. Ayrıca şirket kurucusuna gönderilen e-postaların tek başına feshi haklı kılacak ağırlıkta olmadığı ve ölçülülük ilkesine aykırı şekilde fesih uygulandığı değerlendirildi.
Bu gerekçelerle mahkeme, feshin geçersizliğine ve çalışanın işe iadesine karar verdi. İşverenin çalışanı işe başlatmaması halinde ise 4 aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatı ile en çok 4 aylık boşta geçen süre ücretini ödemesine hükmedildi.
|
|
|
|
|
|
|
|
Fransa: Evden Çalışırken Yaşanan Her Kaza İş Kazası Sayılmaz
|
|
|
Fransa’da bir istinaf mahkemesi, evden çalışan bir işçinin öğle yemeğine gitmek üzere merdivenlerden inerken düşmesi sonucu yaşadığı kazanın iş kazası olarak değerlendirilemeyeceğine karar verdi. Çalışan, kazanın saat 12.40’ta meydana geldiğini belirtirken, iş sözleşmesinde çalışma saatlerinin 09.30-12.30 ve 13.30-17.30 olarak düzenlendiği tespit edildi.
Mahkeme, kazanın çalışanın çalışma saatleri dışında gerçekleştiğini belirterek olayın iş kazası kapsamında değerlendirilemeyeceğine hükmetti. Karar, evden çalışma uygulamalarında iş kazasının tespitinde çalışma saatlerinin ve fiili çalışma durumunun belirlenmesinin kritik önem taşıdığını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, işverenlerin uzaktan çalışma politikalarında çalışanların nerede ve hangi saatlerde çalışabileceklerini açık şekilde belirlemelerini, ayrıca mümkünse çalışma sürelerinin takibini sağlayacak sistemler kullanmalarını öneriyor.
|
|
|
|
|
|
GÜNÜN SORUSU VE BİLGİLERİ
|
|
|
|
|
|
|
Soru: Çalışanın annesi için ödediği sigorta poliçesi primlerinin, çalışanın gelir vergisi matrahından indirilmesi mümkün müdür?
|
|
|
Cevap: Kanunda düzenlenen vergi matrahından indirim, çalışanın kendisi, eş ve çocukları için yapması durumunda geçerlidir. Dolayısıyla kardeş, anne veya baba için yapılan poliçeleri indirim olarak uygulanmayacaktır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Toplu Yıllık İzin Uygulamalarında Çalışanlara Ne Kadar Süre Önceden Bildirim Yapılmalıdır?
-
İşverenler, işin organizasyonu ve operasyonel ihtiyaçlar doğrultusunda çalışanların yıllık izinlerini planlayabilir ve belirli dönemlerde toplu izin uygulamasına gidebilir. Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan sorulardan biri, bu tür izin planlamalarının çalışanlara ne kadar süre önceden bildirilmesi gerektiğidir.
-
Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nde, çalışanın yıllık izin talebini en az bir ay önceden işverene iletmesine ilişkin düzenleme bulunmasına rağmen, işverenin izin tarihlerini çalışanlara ne kadar süre önce duyurması gerektiğine ilişkin açık bir süre öngörülmemiştir. Mevzuatta yalnızca yıllık izin tarihlerinin işveren tarafından ilan edileceği belirtilmektedir.
-
Bu nedenle işverenin bildirim yükümlülüğü açısından belirleyici olan unsur, çalışanların izin dönemlerini planlayabilmelerine imkan tanıyacak makul bir sürenin sağlanmasıdır. Makul sürenin kanunda belirlenmiş bir alt sınırı bulunmamakla birlikte, izin organizasyonunun niteliği, çalışanların seyahat ve kişisel planlama ihtiyaçları gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
-
Sonuç olarak, toplu yıllık izin uygulamalarında işverenlerin çalışanları mümkün olduğunca erken bilgilendirmeleri tavsiye edilmekle birlikte, mevzuatta izin tarihlerinin yıl başında veya belirli bir tarihe kadar açıklanmasını zorunlu kılan bir düzenleme bulunmamaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|